Röportaj

Koronaya Karşı Tüm Dünya Bir Olmalı

Röportaj: Deniz Renkveren

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof Dr. Ata Nevzat Yalçın: Mevcut ilaçların etkinliği ya da geliştirilmesi gereken aşı ve ilaçlar konusunda bilgilerin paylaşılması oldukça önemli.

Dünya tarihi boyunca yaşanan pandemilere, COVID-19 virüsünün neden olduğu koronavirüs salgınıyla bir yenisi daha eklendi. Dünya genelinde birçok ülkede can kayıplarına neden olan korona salgını, 2000 yılından bu yana yaşanan dördüncü pandemi olarak biliniyor. Çin’de 4 ay önce başlayan korona salgını, küresel dünyanın ulaşım hızına bağlı olarak büyük bir süratle tüm dünyaya yayıldı. Çin’de 6 Nisan’dan itibaren koronadan ölen kimse olmadığı açıklandı. Ancak son verilere göre yaklaşık 850 bin kişinin virüs taşıdığı ABD, Çin’de açıklanan resmi vaka sayısını ona katlayarak dünyada en çok vaka görülen ülke oldu. Çin’deki ölüm vakaları son güncellemelerle birlikte 4 bin 600’ü aştı. Ancak Avrupa’nın yaşlı nüfusu yoğun ülkelerinden İtalya, İspanya ve Fransa’da korona nedeniyle hayatını kaybeden kişi sayısı her birinde 20 bini geçti. Elde edilen son verilere göre dünya genelinde 2 milyon 628 bin 527 kişide COVID-19 görülürken, 784 bin 986 vaka hastalığı yendi. Tüm dünyada koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 184 bin 265’e ulaştı.

Tüm dünyada, ülkelerin ulusal sağlık sistemleri korona pandemisine karşı zorlu bir sınav veriyor. Virüsün daha önce görüldüğü ülkelerden gerekli dersleri çıkaran Türkiye ise korona pandemisine karşı önlem almakta hızlı davrandı. Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlara, uzaktan çalışma, dönüşümlü çalışma gibi esnek çalışma yöntemleri uygulandı. Tüm öğretim kademelerinde uzaktan eğitim modeline geçildi. 65 yaş üstü ve 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı getirildi. Ülke genelinde “Evde Kal” kampanyası başlatıldı. Türk kamuoyu koronayla mücadelede hem medya organları hem de sosyal medya aracılığıyla bilinçlendirilmeye devam ediyor. Türkiye yaklaşık yüzde 2 ölüm oranıyla korona ile mücadelede oldukça başarılı bir noktada.

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof Dr. Ata Nevzat Yalçın ile gerçekleştirdiğimiz röportaj, dünyanın yeni tanımaya başladığı COVID-19 virüsü ve korona pandemisine karşı alınması gereken tedbirler konusunda son gelişmeler ışığında birçok konuyu aydınlatıyor.

Öncelikle COVID-19 nasıl bir virüs? Solunum yollarını nasıl etkiliyor?

COVID-19 1965 yılında soğuk algınlığıyla ilgili bir virüs olarak tanımlandı. Bir RNA virüs grubu içinde yer alıyor. Koronavirüsün 4 tane alt grubu var, alfa, beta, gama ve delta olmak üzere. Aslında bizde soğuk algınlığına yol açan 3 tane alfa koronavirüsü söz konusuydu. Bunun yanı sıra 2003 yılında tanımlanan SARS’tan sorumlu olan virüs ile 2012 yalında MERS’ten sorumlu olan MERS koronavirüsü vardı. Bugünkü salgından sorumlu olan koronavirüs de yine beta koronavirüs ailesinde yer alan bir RNA virüsüdür.

Korona pandemisine neden olan COVID-19 virüsünün dâhil olduğu beta grubu korona virüsleri, genelde solunum enfeksiyonları, bağırsak sistemi enfeksiyonu, nadiren santral sinir sistemi ve karaciğeri de etkiliyor.

Fotoğraf: Irina Ba, Unsplash

ÖNCE KİŞİSEL HİJYEN

Koronaya karşı hangi önlemleri almalıyız?

En önemli husus kişisel hijyen, bunun da en önemli kısmı el yıkama. Dışardan eve gelince, herhangi bir nesneye dokununca mutlaka eller yıkanmalı. Çünkü virüs birçok madde üzerinde uzun süre kalabiliyor. Örneğin bu virüsün çeliğin üzerinde 3 güne kadar kaldığı tespit edilmiş. Sebze meyvelere dokunmadan önce ve dokunduktan sonra, tuvalet öncesi ve sonrası, evcil hayvanlara dokunduktan sonra mutlaka eli sabunlu suyla yıkamak gerekiyor. Eğer böyle bir imkânımız yoksa yanımızda bir el antiseptiği bulundurabiliyorsak bunu kullanmalıyız. Bu da imkânlar dâhilinde değilse, bir kolonyayla elimizi temizlemek en ideal olanı. Bu, en önemli husus. İkincisi dış ortama çıkmaktan kaçınmak gerekiyor ve bulunduğumuz ortamı zaman zaman havalandırmakta da yarar var. Bu da çok önemli bir önlem. Bunun dışında kesinlikle bu dönemde kucaklaşmak ve tokalaşmaktan uzak durulmalı. Bir buçuk metre mesafeyi korumamız gerekiyor. Eğer hapşırma gereksiniminiz olursa, yanımızda mendil yoksa dirseğimizi kullanmak da yararlı olur.

Sık sık su içmek çok önemli. Bu virüs, ağızdan, burundan ve gözden giriyor. Ağzımızı zaman zaman sulandırmak, ağzımızda ve burnumuzda kolonize olabilecek virüslerin suyla yutulup midede ortadan kaldırılmasını sağlayabilir. Sıvı içmenin vücudun aslında değişik zararlı maddelerden temizlemesi için, özellikle böbrekler açısından ve virüsün bir şekilde ağzımızdan uzaklaştırılması açısından ciddi katkısı var.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ GÜÇLÜ OLMALI

Sağlıklı beslenmenin virüse karşı korunmada nasıl bir etkisi var?

Burada önemli olan hususlardan birisi de dengeli beslenmek. Bütün vitamin gruplarının ciddi bir şekilde tüketilmesinde yarar var. A ve B vitamini grupları içeren yeşil sebzeler; oksitatif stresten vücudu koruyan, hücreleri koruyan C vitamini içeren özellikle limon, portakal, greyfurt, elma, yeşil biber ve domatesi düşünmek lazım. D vitamini yine önemli bir husus. Bu vitamin yumurta, balık ve sütte var. Yine çinko, selenyum ve demir gibi elementler mutlaka ilaveten kefir ve zencefilin ciddi bir şekilde bağışıklık sistemini güçlendirmeye katkısı oluyor. Özetle beslenmede özellikle renkli sebze ve meyvelere daha fazla ağırlık vermeliyiz. Bunu yanı sıra kesinlikle bağışıklık sistemimizi sağlıklı tutabilmek önemli. Burada beslenme yanında yoğun fiziksel aktiviteden kaçınmak ve uykumuzu düzenli olarak alabilmek önem taşıyor.

Klorokin isimli ilacın korona tedavisinde kullanıldığını biliyoruz. Klorokin koronaya karşı ne kadar etkili ve başka ilaçlar var mı?

Biz vakalarımızda Klorokin’i kullanıyoruz. Klorokin’le birlikte Favipiravir adında yurtdışından temin edilen antiviral bir ajanı da kullanıyoruz. Bunun yanı sıra değişik bakterilere yönelik de ilaçları kullanıyoruz. Klorokin sıtma için, diğer ajanlar da bazı diğer virüsler için bir şekilde uzun bir süredir kullanılan ilaçlar. Çin’de ve diğer ülkelerdeki verilere bakıldığında burada da etkili oldukları düşünülüyor. Şimdilik net bir ilaç yok. Koronaya karşı net bir ilacın geliştirilmesi için 9 ila 12 aylık bir zamana ihtiyaç var.

Dünya genelinde koronaya karşı alınan önlemler ne kadar yeterli?

Korona Çin’de başladı. Çin’in 2002 yılındaki SARS salgını Hong Kong’da başlamıştı, daha sonra yakınındaki ülkelerde de bir şekilde salgın ortaya çıkmıştı. Çin’de de Guangdong eyaleti de o zaman salgından etkilenmişti. Çin’in bu hastalıklarla ilgili olarak deneyimleri oldu. Çin bu nedenle burada da bayağı etkili bir rol oynadı. Şöyle ki, Hubei eyaletinin aşağı yukarı 57 milyon nüfusu var, Wuhan da bu eyalet içinde 11 milyona sahip bir şehir. Salgında Wuhan ile birlikte yaklaşık 34 milyonluk bir nüfus hızlı bir şekilde karantinaya alındı. Bildiğim kadarıyla nisan sonuna kadar bu karantina devam ediyor. Bu karantina önlemleri ciddi bir şekilde virüsün ülkenin diğer taraflarına bulaşmasını engelledi. Bu çok önemliydi. Bunun da bugün başarısını görüyoruz, bildiğim kadarıyla 6 Nisan’dan bugüne ölüm görülmemiş, bunun da ciddi bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Yükseliş trendi giderek düşmeye ve ölümler de yaşanmamaya başladı.

TÜRKİYE ÖNLEMLERİ ZAMANINDA ALDI

Türkiye koronayla mücadelede dünya genelinde nasıl bir yerde?

Türkiye de aslında gerekli önlemleri zamanında alan ve sürdüren önemli ülkelerden bir tanesi. Şöyle ki bizde de ilk vakaların tanımlanmasıyla birlikte, kişisel önlemler, risk grubunda özellikle 65 yaş üstünün sokağa çıkmasının yasaklanması ve evde kal uyarıları yapılmaya başlandı. 65 yaş üstü çok önemli. Zaten ölüm oranının en fazla olduğu ülkeler bir şekilde 65 yaş üstü kişilerin, kronik akciğer hastalığı, kanser hastalığı, böbrek hastalığı, şeker hastalığı olan bireylerin yoğun olduğu ülkeler. Dolayısıyla sokağa çıkma yasağının bu bireyler için konulması önemli bir tedbirdi.

Yine genç nüfus için bu sokağa çıkma yasağı 20 yaş altına konuldu. Bu da önemli olan bir diğer tedbirdi. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu’nun gerçekleştirdiği günlük toplantılarla yeterince önlem alınıp bunun ciddi bir şekilde üzerine durulduğuna inanıyorum. Burada tabi ki tekrar o kurulun da tavsiyeleri doğrultusunda bireylerin evde kalmasını sağlamaya ve sokağa çıkmamalarını sağlamanın, hastalığın hızının düşürülmesi açısından çok ciddi bir katkısı olacak.

ABD, İspanya ve İtalya’da çok kötü manzaralar var. Acil servislerin yetmediğini gördük. ABD’de de durum hiç iç açıcı görünmüyor. Bu ülkelerin yaptığı en büyük hata ne oldu?

Bu ülkelerden özellikle İtalya, Avrupa’da en fazla yaşlı nüfusu barındıran bir ülke. Bir de özellikle İtalya’nın kuzeyindeki sanayi bölgesinde, ciddi bir şekilde Çinli işçi çalışması söz konusu. Burada başlayan salgın yaşlı nüfusu ve birçok hastalığı sahip bireyleri etkiledi. Muhtemelen karantina veya diğer önlemlerde de gecikildi. Bu nedenlerle İtalya ve benzer şekilde İspanya biraz daha fazla bir şekilde etkilendiler. Amerika’daki nüfus daha fazla. Amerika’da evsiz olan bireyler arasında yoğun bir yaşlı nüfus var. Karantina önlemlerinin yeterli olmaması, olayın bu noktaya gelmesine katkıda bulundu diye düşünüyorum.

Fotoğraf: Jonathan J. Castellon, Unsplash

Koronaya karşı maske ve eldiven kullanımı önemli mi?

Maske kullanımı çok önemli. Eldiven kullanmamak lazım, çünkü bu kişiye yanlış bir güvenlik hissi veriyor. Bir nesneye dokunduğumuz zaman ya da başka bir faaliyetin ardından mutlaka el yıkamak önemli. Eldiven kullanmak aslında temas ettiğiniz birçok yerden bir takım virüsleri ve bakterileri bir şekilde başka yerlere iletmenize yol açıyor. Maske kullanımına gelirsek, şunlar önemli: Birincisi hasta bireylerin cerrahi maske kullanmasında yarar var. İkincisi ise hastalara  hizmet veren hekim, hemşire gibi, sağlık personelinin mutlaka cerrahi maske kullanması gerekiyor. N95, FFP2, FFP3 daha yüksek koruyuculuğu olan maskeleri ise sağlık çalışanları hasta olduğundan şüphelenilen, örnek alınan hastalara hizmet verirken ve yatırdığımız hastaların tedavisi esnasında takmak durumunda.

Maske Türleri

N 149 standardı maskeler, parçacıklara karşı koruma amaçlı kullanılan solunumla ilgili koruyucu cihazlardan filtreli yarım maskelere ait asgarî özellikleri kapsıyor. N 149 standardındaki maskeler N95, FFP2 ve FFP3 olarak sıralanıyor. İngilizce’de yüz maskesi anlamına gelen  “Face Filter” ‘ın kısaltması olan “FF”den sonra gelen “P” ardından gelen sayı ise maskenin koruma seviyesini gösteriyor.

FFP2: Düşük / orta toksisit katı ve sıvı aerosollere karşı koruma sağlıyor.

FFP3: Yüksek toksisiteli katı ve sıvı aerosollere karşı koruma sağlıyor.

N95: Sağlık çalışanları tarafından kullanılıyor. Bu maskeler diğer maskelere göre virüs, bakteri, sis, duman ve toz gibi kirleticileri filtreleme konusunda daha yüksek performans gösteriyor.

Günlük yaşamda da, dışarı çıkmak zorunda olduğumuz durumlarda maske kullanıyoruz. Birçok süpermarkete artık maskesiz girilemiyor. Bunun ne kadar katkısı var, doğru bir uygulama mı?

Dış ortamda da bu sosyal mesafeyi korumak adına, tabi hastalığın yoğun olarak olduğu bir dönemde bulunduğumuz için kapalı ortamlara ya da sağlık kuruluşlarına girildiği zaman maske takmanın aslında ciddi bir katkısı oluyor. Bu doğru bir uygulama, çünkü hastalıklı bireyler de içeri girebilir. Maske, onlardan sağlıklı bireylere hastalık geçişini ve bu bireylerin bir şekilde sekresyonlarıyla yani salgılarıyla gıda maddelerini enfekte etmesini engelleyebiliyor.

Korona salgınının kuluçka dönemini ve vaka sayılarını düşündüğümüzde, salgının sonlanma zamanıyla ilgili bir öngörünüz var mı? Sonbaharda tekrar salgının çıkacağı söyleniyor, bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Koronanın ortalama 2 ila 14 gün gibi bir kuluçka dönemi var. Bazı vakalarda 21 güne kadar uzayabiliyor. Şimdi halk sağlığı uzmanlarının yaptığı matematiksel modellemeler göz önünde bulundurulduğunda, salgının belli bir tepe noktaya kadar çıkacağı, bir zirve yapacağı sonra da o zirvede bir süre kaldıktan sonra da düşeceği 6 ila 8 haftalık bir süreç öngörülüyor. Yalnız tabi virüsün tamamen kaybolmayacağı şeklinde ifadeler var. Bugünkü kadar büyük salgınlar olmasa da küçük küçük vakalar şeklinde de hastalık bir süre devam edebilir diye düşüyorum.

Bu hastalığa karşı zaman içinde toplumsal bir bağışıklık kazanabileceğiz diyebiliyor musunuz?

Tabi ki, bu hastalığı geçiren bireyler, etrafındaki kişiler ve toplumun önemli bir kısmı bu hastalığa karşı bağışıklık kazacaktır.

60 yaşın üzerindeki kişiler risk grubu olarak tanımlanıyor.  Yaş faktörü dışındaki diğer risk gruplarından da bahsedebilir misiniz?

Astım, bronşektazi gibi akciğer hastalıkları, kronik karaciğer hastalıkları, siroz, kronik böbrek yetmezliği, tümörler, diyabet hastalığı, bağışıklığı baskılayan ilaç kullananlar, hipertansiyon hastalıkları olanlar Çin’deki vakaların analizinde risk grupları olarak karşımıza çıktı. Bu gruplar koronaya yakalandığında bu hastalığı daha ağır geçiriyor ve  bu gruplar arasında kaba ölüm hızı daha yüksek.Sigaranın içindeki bazı maddelerden dolayı bu hastalığı geçirenlerde iyileşme hızının yavaş olduğu gözlemlendi. Bu dönemde “sigara ve alkol kullanımına ara verin” uyarıları var. Erkek hastaların da kadın hastalara göre hastalığı daha ağır geçirdiği daha önceki analizlerde mevcut olan bilgilerden.

VİRÜSÜ TAŞIYANLARIN YÜZDE 80’İNDE BELİRTİ YOK

Bazı uzmanların koronanın tüm nüfusu bir şekilde enfekte edeceğini söylüyor. Bazı uzmanlar ise böyle bir şey olmayacağını savunuyor. Durum ne olursa olsun toplumsal olarak bağışıklığımız artarsa, hastalığa yakalansak da bu hastalığı hafif olarak atlatma olasılığımız güçlü mü?

Çin’deki vakaların analizinde bu virüsü taşıyan vakaların yüzde 70 ila 80’inin, hiçbir belirti vermeden, bizim asemptomatik dediğimiz şekilde hastalığı geçirdiği görülüyor. Çok az bir kısmında değişik solunum yolu yakınmaları var. Yüzde 80 vakada durum böyle. Hastalığın belirtilerinin görüldüğü, toplam vakanın yüzde 15 civarındaki kısmı ise tetkiklerinin yapılıp bahsettiğimiz tedavilerin uygulanması gereken grup olarak belirtiliyor. Bu vakaların bir bölümü de, yüzde 4-5 civarında, yoğun bakım şartlarında, başka solunum cihazlarına bağlanarak tedavi edilmesi gereken kısım olarak görülüyor. Yani nüfusun çok ciddi bir kısmı aslında farkında olmadan bu hastalığı geçirecek, geçiriyor ya da geçirdi. Bu kişilerin bağışıklık oranlarının belli bir noktaya ulaşması önemli. Çünkü virüsün bulaştırıcılığı yüksek, yani 1 kişi ortalama 3 ila 4 kişiye hastalık bulaştırıyor. Bu durum zaman içinde düşünüldüğünde, hasta sayısı bir ayda epey bir rakama ulaşabiliyor. Dolayısıyla şimdi ölümcüllük, yüzde 2 civarında. Gereken önlemlerin üzerinde ciddi bir şekilde durulması, ölümcüllük oranının belli risk gruplarında özellikle ileri yaşlarda, daha az görülmesine ya da hastalığın hafif atlatılmasına katkıda bulunacaktır.

Korona hastalığı akciğerlerde ya da başka organlarda ömür boyu sürecek hasarlar bırakıyor mu?

Çin’deki ilk vakadan bu yana 3 buçuk- 4 ay geçti. Tekrar hastalanma ve kişilerde hastalık sonrası hasar kalma konusunda şu ana kadar net bir veri yok. Antikorların koruyucu olacağı düşünülüyor. Bu soruların cevabını zaman gösterecek. Bazı vakalarda akciğerlerde esneklik kaybı olabileceği düşünülüyor ama net bir bilgi değil.

TABİP DÜNYA HEKİMLERİNİ KORONAYA KARŞI GÜÇLENDİRİYOR

Meslektaşlarınıza yapacağınız önerileriniz ya da dünya genelindeki sağlık sistemleri için genel dayanışma ve ilaç geliştirme gibi konularda tavsiyeleriniz var mı?

Çeşitli platformlarda bilgilerin paylaşılması önemli. Özellikle mevcut ilaçların etkinliği ya da geliştirilmesi gereken aşı ve ilaçlar konusunda bilgilerin paylaşılması oldukça önemli. Epidemik verilen paylaşılarak belli risk gruplarının daha erken tanımlanması gibi hususlarda değişik sosyal platformlar oluşturuldu ve meslektaşlarımızla bunlar paylaşılıyor. Örneğin Yunus Emre Enstitüsü’nün başını çektiği TABİP portaldan da çok ciddi bir şekilde yararlandığımı düşünüyorum. Teşekkür ederim bu konudaki katkılarınız için.

Yunus Emre Enstitüsü T.C. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde yürüttüğü Türkiye Akademik ve Bilimsel İş Birliği Projesi (TABİP) kapsamında dünya genelindeki korona salgınıyla mücadele konusunda son bilimsel gelişmeleri aktarmak amacıyla COVID-19 HUB isimli bir bilimsel platform kurdu. En güncel bilimsel çalışmaları ve teknolojik gelişmeleri en güvenilir kaynaklardan takip edebilmesini sağlamak amacıyla kurulan platform, covid19.tabipacademy.com adresi üzerinden kullanıma açıldı. COVID-19 HUB isimli platform, onlarca konu başlığı altında yüzlerce makale ve analizi ücretsiz olarak herkesin kullanımına sunuyor.

Leave a Comment