Analiz Yaşam

COVID-19: Doğanın İnsanlığa Mesajı

COVID-19: Doğanın İnsanlığa Mesajı

Yazar: Furkan Koca

Bu günlerde tecrübe ettiğimiz koronavirüs krizi, hayatımızda birçok şeyi değiştirdi ve değiştirmeye de devam edecek gibi görünüyor. Yaşayış tarzlarımız değişiyor, eski alışkanlıklarımız günden güne kayboluyor. Bize doğduğumuz günden itibaren öğretilen ama zaman zaman uygulamayı ihmal ettiğimiz bazı kurallar hayatımızın merkezine oturmuş durumda. Bir bakıma doğa insanları kendi yoluyla eğitiyor.

Özellikle son yüzyıldan beri yaşanan olağanüstü bilimsel ve teknolojik gelişmeler ve buna bağlı olarak ortaya çıkan dev ekonomiler, medeniyetimizin doğa üzerinde bir hâkimiyet kurduğu algısını yarattı. Eğer yaşanan gelişmeleri doğru okuyabilirsek, bu salgının insanlığın doğa üzerindeki ve insanların diğer insanlar üzerindeki kibirlerini nasıl yerle bir ettiğini görebiliriz.  Doğa zengin ve fakir tüm insanlara alçakgönüllü olmayı öğretiyor bu süreçte. Bu zamana kadar doğayı kendi isteğimizle manipüle edebileceğimizi düşünmemize rağmen, adını ilk duyduğumuz günlerde önemsediğimiz koronavirüs, insanlığı öldürmekle ve gelişen ekonomileri mahvetmekle tehdit ederek, bizlere tıbbi anlamda zarar verdiği kadar sosyal ve psikolojik olarak da zarar veriyor.

Bu süreçte en çok konuşulan kavramlardan birisi de ‘sosyal mesafe’. Biz de geçen hafta yayınladığımız makalemizde sosyal mesafenin özellikle yetişkin yaş grubundaki olumsuz etkilerini ele almıştık. Fakat yapılan bazı araştırmalar ve gördüğümüz bazı örnekler, bize sosyal mesafenin özgür ve yaratıcı düşünmeye yardımcı olacağı hakkında fikir veriyor. Örneğin; Isaac Newton, Cambridge Üniversitesinin kapandığı 1665-66’da Londra’nın Büyük Vebası sırasında Woolsthorpe’de ailesiyle birlikte kalırken en iyi bilimsel çalışmasını yaptı. Bir yıl boyunca bağımsız çalışma, matematik, optik geliştirdi ve yerçekiminin doğasını fark etti. Eşi benzeri görülmemiş bir zamandan geçtiğimiz ve evde oldukça vakit geçirdiğimiz bu günlerde, geçmişteki yaşantımıza ‘sakin bir kafayla’ dönüp baktığımızda, aslında sonu gelmeyen bir döngünün içinde hapsolup kaldığımızı ve yaşadığımız zorlukların ve mücadelelerin ömrümüzün sonuna kadar bitmeyeceğini ve bunu da hiçbir zaman fark etmeyeceğimizi anlıyoruz.

Bununla birlikte, deneyimlediğimiz bu varoluşsal durumların ötesinde COVID-19, medeniyetimiz için daha iyi bir ortak geleceği teşvik etmek söz konusu olduğunda, bilimin sınır tanımadığını gösteren uluslararası bilimsel iş birliklerini de tetikledi. Nasıl ki virüs şu anda hepimizi etkileyebiliyorsa bulunacak olan aşı ya da ilaç tedavileri de bütün insanlığı etkileyecek. Bilimsel zaferlere bütün dünya sevinecek. Bilim sıfır toplamlı değil, sonsuz toplamlı bir oyundur. Buna göre, COVID-19’un ardından uluslararası bilimsel iş birliklerinin, geleceğimizde uluslararasında daha fazla iyi niyet ve daha güçlü siyasi iş birliğine yol açacağını umuyoruz.

Siyasi liderler ülkelerinin sınırlarını kapatırken, bilim insanları kendi sınırlarını aşarak daha önce eşi benzeri görülmemiş küresel bir iş birliği yaratıyorlar. Yakın tarihimizde, dünyada neredeyse bütün diğer araştırmaların durduğu, tek odağın sadece bir hastalık olduğu ve bütün araştırma – geliştirme çalışmalarının tek bir hastalık üzerine yapıldığı başka bir dönem olmamıştır. Bu dönemde, bu konuda çalışma yapan bütün kurumlar dijital kaynaklarını ücretsiz erişime açarak hastalığın çözümü için fayda sağlamaya çalıştı, konuyla ilgili önemli içeriklerin yer aldığı kaynaklar oluşturuldu, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 22 ülkenin kurduğu konsorsiyumda araştırmacılar yeni tip koronavirüsün genetik temellerini araştırıp binlerce viral genom dizisi tanımlayarak sonuçları dünya ile paylaştılar. Bunun yanında şu anda farklı hastaneleri ve laboratuvarları bir araya getiren 200’den fazla çalışma yapılıyor. Ve bunların yanında belki de en önemlisi ülkeler, milletler, bilim çevreleri ve insanlar arasında din, dil, ırk, coğrafya ayrımı tamamen ortadan kalkmış durumda. Bu gelişmeler insanlık adına mutlu edici olmasına rağmen, gelecekte bu pandemiden nasıl dersler alınmasına yönelik önemli mesajlar veriyor.

Virüs daha önce hiçbir salgının veya başka sebeplerin yapamadığı şekilde dünyadaki bilimsel toplulukları ateşledi ve çok önemli bir gerçeği gözler önüne serdi; bu salgının merkezi yoksul insanların bulunduğu gelişmemiş şehirler, kasabalar, köyler değil. Bu salgının merkezi dünyanın ta kendisi. Yakın zamanda özellikle Afrika kıtasında yaşanan sıtma ve ebola gibi hastalıklarda bu şekilde bir topyekûn mücadele ve iş birliği görülmemişti.

Hangi dersler çıkarılmalı?  

Bu pandemiden alacağımız çok fazla ders var. Doğanın bize vermiş olduğu iyiliklere değer vermeliyiz, çünkü bu süreçte de gördük ki; kolayca ortadan kaybolabiliyorlar. Gelecek yüzyıl boyunca, trilyonlarca dolar sadece COVID-19 gibi pandemilerden değil, aynı zamanda büyük güneş patlamaları veya asteroit etkilerinden de kaybedilebilir.

Alınması gereken başka bir ders ise; bilimde bürokrasinin yerinin olmadığının iyi anlaşılması. Zira bu salgın öncesinde, özellikle tıp alanında bir dergide bir araştırma, makale yayınlamak bürokratik tıkanıklıklara maruz kalırken, şu anda yapılan araştırmalar, başarılı veya başarısız klinik deneyler günler sonrasında dünya ile paylaşılıyor. Bu durum gelecekte de dünya devletleri için çok önemli bir ders olmalı. Dünyamızın yakın veya uzak gelecekte başka salgınlarla, afetlerle ve kötülüklerle karşılaşması hiç de beklenmeyecek bir durum değil.  İnsanlığın böyle durumlarla olabildiğince hızlı başa çıkabilmesi bilimsel ve teknolojik gelişmelere bağlı olmakla beraber, bu bilimsel ve teknolojik gelişmelerin faydalı olabilmesi farklı paydaşların ortak bir amaç üzerine çalışabilmesine bağlıdır. Politik çıkarlara ve güç dengelerine yönelik yapılan ve açık olmayan bilimsel çalışmaların ne kadar çabuk önemsiz hale gelebildiğini, devletlerin ve insanların uzun vadeli planlarının ve doğa üzerinde kurmaya çalıştığı hâkimiyetin nasıl bir anda tersine döndüğünü sürekli hatırlamak ve buna göre davranmak herkes için zorunluk haline gelmeli.

Leave a Comment