Haberler Ekonomi Turkey

Kovid-19 Sonrası Ülkeler Biyolojik Saldırı Tehdidine Karşı Hazırlıklı Olmalı

Uzmanlar, Kovid-19 sonrası küresel silahlanma yarışının biyolojik saldırılara karşı savunmayı da kapsayacak şekilde hızla devam edeceğini savundu.

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisinin güvenlik ve savunma dahil üretim, tüketim, büyüme ve konvansiyonel güç standartlarının değişimi için kritik bir milat olduğunu belirten uzmanlar, salgın sonrası küresel silahlanma yarışının biyolojik saldırılara karşı savunmayı da kapsayacak şekilde hızla devam edeceğini savundu.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) küresel askeri harcamalar raporuna göre, küresel askeri harcamalar, 2019 yılında bir önceki yıla göre yüzde 3,6 artarak 1,9 trilyon dolara yükseldi. Raporda 2019 için hesaplanan rakam, 2010’dan bu yana askeri harcamalardaki en büyük yıllık yükselişe işaret ediyor.

Rapora göre Türkiye’nin askeri harcamaları ise 2010-2019 arasında yüzde 86 artarak 20,4 milyar dolara ulaştı. Türkiye’nin askeri harcamaları 2018-2019 döneminde ise yüzde 5,8 arttı. Türkiye 2019 yılında dünyada en çok askeri harcama yapan ülkeler arasında 16’ncı sırada yer aldı. Geçen yıl küresel askeri harcamaların yüzde 62’si ABD, Çin, Hindistan, Rusya ve Suudi Arabistan tarafından yapıldı.

“ABD, Suudi Arabistan veya Körfez ülkeleri silah almaktan vazgeçmeyecek”

AA muhabirine koronavirüs sonrasında dünyadaki güvenlik ve savunma sistemlerinde yaşanacak değişimi değerlendiren Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan, yeni dönemde savaşların içeriği ve biçiminin değişeceğini, olası bir 3. Dünya Savaşı’nda internet üzerinden bankacılık sistemi, nükleer ve elektrik santrallere siber saldırılar ve biyolojik saldırıların gerçekleşebileceğini kaydetti.

Silah sektörünün dünyanın en önemli sektörlerinden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erhan, pandemi sürecine rağmen ABD, Suudi Arabistan veya Körfez ülkelerinin silah almaktan vazgeçmeyeceğine dikkati çekti.

Virüs nedeniyle ortaya çıkan birtakım ekonomik gelişmelerin, silah satışlarını azaltmış gibi gösterdiğine işaret eden Erhan, “Petrol fiyatlarındaki düşüşle petrole ve doğal gaza dayalı ekonomilere sahip ülkeler bütçe açığı vermeye başladı. Ödemeler dengesi açık veriyor. Bunların yakın vadede daha az silahlanacağını düşünebiliriz. Ama orta ve uzun vadede hiçbir şey değişmeyecek yine savaşlar olacak, yine silahlar satılacak yine birileri bu silahları alacak.” diye konuştu.

“Virüs yapay ise Çin bunun hesabını öder”

Prof. Dr. Erhan, pandemi sürecinde, uluslararası sözleşmelerle yasaklanmış biyolojik silahların yeniden gündeme geldiğini belirterek, şunları kaydetti:

“1972 yılında kimyasal ve biyolojik silahların yasaklanmasıyla ilgili bir uluslararası sözleşme var. Dünyada hiçbir ülkenin bunları üretmesi, stok etmesi ve savaşlarda kullanması mümkün değil ama uygulamaya baktığımızda İran-Irak savaşında kimyasal silahlar kullanıldı. Nükleer silahları bulundurmak ne kadar yasa dışı ise biyolojik silahları bulundurmak da o kadar yasa dışı. Ancak dünyada biyolojik silahların kullanılmasını engelleyecek gerçek anlamda bir mekanizma yok. Virüsün Çin’de bilerek üretildiği ile ilgili iddialar güçleniyor. O zaman ‘Acaba Çin, bir biyolojik silah üretme peşindeydi de bunu denerken yanlışlıkla ya da bilinçli olarak elinden mi kaçırdı?’ sorusu akla geliyor. Demek ki biyolojik silah üretme kapasitesi olan ülkeler bunları deniyor laboratuvarlarda. Büyük bir felakete yol açabileceğini bu virüs vesilesiyle açıkça gördük. Önümüzdeki 3-5 ay bunu konuşacağız. ABD ile Çin arasında zaten bir gerilim vardı. Ekonomik ve ticaret savaşları vardı. Amerika, Fransa ve Almanya, Çin’e diyor ki ‘Bize vermiş olduğun bu zararı karşıla bakalım.’ Bizim de Türkiye olarak bu topa girmemiz lazım. Gerçekten bunlar bu virüsü ürettilerse ve ellerinden bir şekilde kaçırdılarsa veya bilinçli bir şekilde yaydılarsa o zaman bunun hesabını ödemek zorundalar.”

“Biyolojik saldırıya karşı Türkiye hazırlıklı olmalı”

Prof. Dr. Erhan, devletlerin ve devlet dışı aktörlerin biyolojik bir saldırıya karşı yeni savunma doktrinleri ve mekanizmaları geliştireceklerini söyledi. Bu tür saldırılara karşı Türkiye’nin de birtakım siber sistemler geliştirmesinin önemine işaret eden Erhan, önleyici ve caydırıcı mekanizmaların geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Devlet dışı aktörler veya terör örgütlerinin gerçekleştirecekleri muhtemel bir biyolojik saldırıya karşı tüm dünya gibi Türkiye’nin de hazırlıklı olması gerektiğini belirten Erhan, “Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin hem konvansiyonel savunma yatırımlarının devam edeceğini hem de bu tür konvansiyonel olmayan saldırı ihtimallerine karşı takip, önleme, caydırma, istihbarat gibi alanlarda çok ciddi yatırımlar yapacağını düşünüyorum. Çünkü bu saldırılar gerçekleştikten sonra durduramıyorsunuz. Önemli olan bunları baştan engellemek.” ifadelerini kullandı.

Biyolojik silahlara karşı nükleer tehdidi olasılığı

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol da koronavirüs salgınının, ulus devletlerin gelecekte insan sağlığını tehdit eden her türlü biyolojik tehditle karşı karşıya kalacağını göz önüne serdiğini söyledi.

Koronavirüs salgınıyla dünyanın biyolojik silahlanma noktasında yeni bir döneme girdiğini belirten Prof. Dr. Erol, devletlerin bu tehdide karşı yeni tedbirler geliştirirken, caydırıcılıklarının temelinde yatan askeri kapasitelerini geliştirmekten de geri kalmayacaklarını vurguladı.

Silahlanma yarışının artarak devam edeceğine değinen Erol, “Zira Soğuk Savaş sonrası uluslararası sistemdeki belirsizlik ve bu bağlamda yoğun güç mücadelesi devam etmektedir. Ayrıca, biyolojik silahların nükleer-konvansiyonel silahların yerini tutması ya da onların oynadığı rolü üstlenebilmesi de mümkün değildir. Her üç silah sistemini farklı tutmak lazım. Devletler açısından öncelik, kullanım boyutuyla konvansiyonel silahlar olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova’nın, denizaltından fırlatılan balistik füzelerle yapılan her türlü saldırının Rusya tarafından nükleer silahla yanıt vermeyi gerektiren sebep olarak kabul edileceği yönündeki açıklamasını da hatırlatan Prof. Dr. Erol, şöyle devam etti:

“Salgının zirve yaptığı bir dönemde yapılan bu açıklama, devletler oyunu açısından aslında çok fazla şeyin değişmediğini bir kez daha göstermektedir. Rus savaş doktrininin caydırıcılığı ise elbette silahlanma yarışından geri kalmamaktan geçmektedir. Bu oyuna Avrupa, Çin ve Hindistan’ı, hatta İran, İsrail ve diğerlerini dahil ettiğimizde önümüzdeki tablonun vahameti daha da belirginleşmektedir. Burada bir diğer önemli husus ise biyolojik silahlara karşı nükleer silah kullanma tehdidi olasılığıdır. Devletler, kendi bekalarına yönelik bir biyolojik tehdit ya da saldırı gördüklerinde ve bunu teyit ettiklerinde nükleer karta sarılabilirler. Tam tersi de olabilir. Devletler kendilerine yönelik biyolojik silah tehditlerine ve ülkelerine yönelik olası müdahalelere karşı nükleer-konvansiyonel caydırıcılıklarını ön plana çıkartabilirler. Bu her iki olasılık, tüm devletler açısından silahlanma yarışının devamını bir mecburiyet haline getirmektedir. Öte yandan çok daha ürkütücü olan, bu biyolojik silahların terör grupları aracılığı ile gerçekleştirilmesi ihtimali. Türkiye de hem konvansiyonel hem de konvansiyonel olmayan saldırı yani biyolojik saldırılara karşı hazırlıklı olmalı.”

“Salgın devam ederken ABD hipersonik füze denemesi yaptı”

Kırklareli Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü ve ANKASAM Uluslararası Güvenlik Danışmanı Dr. Öğretim Üyesi Emre Ozan, son yıllarda uluslararası siyasetin giderek gerildiğini ve silahlanmanın arttığını anlattı.

Koronavirüs salgınının ardından bir tersine dönüşün yaşanması, devletlerin rekabet etmek yerine işbirliğine yönelmesi ve savunma harcamalarının azalmasının ise pek kolay görünmediğini belirten Ozan, devletlere bu motivasyonun ancak insanlar tarafından verilebileceğinin altını çizdi.

Salgın devam ederken ABD’nin hipersonik füze denemesi gerçekleştirdiğini hatırlatan Ozan, şöyle devam etti:

“ABD hastaneleri solunum cihazı bulmakta zorlanırken, ileri teknolojili ve pahalı bir silah olan hipersonik füze denenmesi ironik bir durumdu. Bu salgın bireysel ve toplumsal yaşamlarımızı kökten değiştirirse insanlar bir noktadan itibaren vergilerinin silah yerine daha yararlı işlere harcanmasını talep edebilir. Salgın başlı başına bir güvenlik sorunudur. Devletlerin siyasal, askeri, ekonomik ve benzeri yapılarını etkilediği için bir güvenlik sorunudur. Fakat bundan da önce insani bir güvenlik sorunudur. Dolayısıyla uluslararası güvenlik yapısında köklü bir değişim yaşanacaksa bu değişim güvenliğin odağına insanı koymak suretiyle olmalıdır. Bu da ancak tüm toplumsal yaşam biçimimizin ve siyasal tercihlerimizin değişmesiyle olabilir. Bu konuda umutlu olmamızı sağlayacak gelişmeler de var, bizi karamsarlığa sürükleyecek örnekler de… Yaşamlarımızın ne yöne evrileceğini şimdiden öngörmek kolay değil. Ama ne olursa olsun tüm dünya aynı anda emsalsiz bir tecrübe yaşıyor. Bu tecrübeden dersler çıkararak geleceği olumlu yönde dönüştürmek insanların elinde.”

“Hükümetler pandemi sonrasına hazırlanıyor”

Güvenlik Stratejileri Uzmanı Sibel Karabel, ABD’nin, ulusal bütçesinin yüzde 10’una denk gelen yaklaşık 2 trilyon dolarlık kurtarma paketi hazırladığını, Almanya’nın gayrisafi hasılasının yüzde 4,9’unu, Çin’in ise yüzde 1,2’sini pandemi ile mücadeleye ayırdığı bilgisini paylaştı.

Ülkelerin tıbbi malzeme ve sağlık sektörüne yönelik harcamalarında artış gözlenirken diğer yandan savunma yatırımlarının da devam ettiğini belirten Karabel, “Dünyanın savunma harcaması bakımından bir numaralı devleti ABD, ‘Kritik Altyapı Sektörü’ olarak güvenlik, istihbarat ve havacılık gibi sektörleri tanımlayarak bu alanlarda düzenin her zamanki gibi devam edeceğini bildirdi. Bunun yanı sıra ABD, tarihinde ilk kez ‘Hint Pasifik Caydırıcılık Stratejisi’ adıyla 2021 savunma bütçesi için 6,09 milyar dolar fon ayırdı. Benzer biçimde, Norveç Kovid-19’a rağmen, ‘Uzun Vadeli Savunma Planı’ çerçevesinde savunma bütçesini yüzde 27 civarı artıracağını belirtti.” diye konuştu.

Karabel, ABD’nin aksine bazı ülkelerin ise konvansiyonel savunma bütçelerinde kısıtlama yaptığına işaret etti. Güney Kore’nin 16 Nisan 2020 tarihinde savunma bütçesinde 733 milyon dolar kesintiye gideceğini deklare ettiğini anlatan Karabel, Tayland donanmasının hükümetin her sektörden yüzde 10’luk kısıtlama yapma çağrısına yüzde 33 kesintiyle yanıt verdiğini, Çekya’nın da savunma bütçesini 120 milyon dolar kısacağını açıkladığını aktardı.

Karabel, “Dolayısıyla hükümetlerin pandemi sonrasına hazırlanırken belirsizlik ortamını da düşünerek savunma harcamalarını heterojen bir biçimde düzenledikleri gözlemlenmektedir. Ancak, burada silahlanma yarışının sona ereceği sonucuna varılması tam anlamıyla doğru bir hüküm olmayacaktır. Küresel savunma bütçelerindeki her sene ilerleyen artış da bu savı destekler niteliktedir.” dedi.

Source: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/kovid-19-sonrasi-ulkeler-biyolojik-saldiri-tehdidine-karsi-hazirlikli-olmali-/1829436

Leave a Comment