Araştırma

Prof. Dr. Mustafa Asım Şafak’tan “Covid-19 Pandemisi”

Covid-19 Pandemisi

Yazar: Prof. Dr. Mustafa Asım Şafak
-Memorial Hastanesi KBB Kliniği, Antalya-
-Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi, KBB AD, KKTC-

Genel olarak hayvanlarda hastalık ajanı olarak kabul edilen Corona virüs ailesinin mutasyona uğramış bazı türleri insanlarda da hastalıklara neden olabilmektedir. Bunların örneklerini 2002 yılında SARS ve 2011 yılında MERS olarak isimlendirilen ağır seyreden alt solunum yolu virüs enfeksiyonları şeklinde görmüştük. Bugünlerde yaşadığımız pandemi (dünya boyutunda salgın) haline gelen hastalığın etken patojeni SARS-CoV2 virüsü, neden olduğu hastalık ise COVID-19 olarak isimlendiriliyor ve önceki örnekleri gibi ciddi alt solunum yolu yetmezliğine neden olurken, öncekilerden farklı olarak merkezi sinir sistemine de erken dönemde zarar verebiliyor.1 Bu virüs de Corona virüs ailesinin diğer üyeleri gibi dış yüzeyinde protein yapısındaki dikensi çıkıntıları bulunan yağ yapısındaki zarf olarak isimlendirilen bir kılıfa sahip. Bu dikensi çıkıntıları nedeniyle adeta bir “taç” gibi göründüğünden, taç anlamına gelen “corona” sözcüğüyle anılıyor (şekil). SARS-CoV2 virüsünün dikensi proteinleri SARS virüsüne göre %2’lik farklılık gösteriyor ve insan hücrelerine çok daha iyi tutunabilmesini sağlıyor.2 Virüs zarfın içinde barındırdığı nükleik asit zinciriyle (genetik kodları taşıyan adeta bir tür sarmal aminoasit zinciri) tek başına canlı olmayan bir patojen ajandır. Virüs ancak başka bir hücrenin içerisine girebildiğinde kendisini çoğaltıp, hasara neden olarak yayılabilmektedir. SARS-Cov2 virüsünün hücre içine girebilmesi için zarf yapısının sağlam olması gerekiyor. Yağ çözücü olarak sabun veya deterjan gibi maddeler zarf yapısını bozduğu için virüs zararsız hale geliyor. Hücre dışında kaldığı sürece zarf yapısı sağlam ise bulaşıcılığını ancak birkaç güne kadar sürdürebiliyor. Açıkta kalan virüs zamanla deforme olup etkisiz hale geliyor. İnsan vücuduna yeterli sayıda SARS-CoV2 girdiğinde solunum yollarında veya bağırsaklarda yüzey epiteline (vücudumuzun iç boşluklarını kaplayan, cilde benzeyen ancak çok daha ince tek katlı örtücü hücre tabakası) tutunup hücre içine girerek enfeksiyon başlıyor.3

Covid-19 Pandemisine sebep olan coronavirüs görseli

Şekil 1: Taç görünümünü andıran dikensi çıkıntılarıyla zarf yapısı canlandırılmış Corona virüs.

Bulaş Yolları

Virüsün havadan damlacık enfeksiyonu yoluyla ve enfekte yüzeylerden temas yoluyla bulaştığı kanıtlanmış durumda. Ayrıca hastalığın başlangıcından itibaren 12 güne kadar dışkı yoluyla canlı virüsün insan vücudundan çıktığı gösterilmiş olsa da bu yolla bulaştığı kanıtlanmış değil.3 Kan ve idrarda canlı virüs gösterilememiştir ve bulaşıcılık özelliği göstermez. Kan ve kan ürünleriyle veya sivrisinek veya diğer kan emici parazitlerle hastalığın bulaşması söz konusu değildir.4 Hastalık insandan insana bulaşıyor ve hasta olan kişide henüz belirtiler ortaya çıkmamışken dahi bulaşıcılık başlamış oluyor.5 İklim ve hava koşullarının hastalığın bulaşıcılığı üzerine etkileri için tam bir fikir birliği yoktur. Hava sıcaklığının artmasının ve nem oranının artmasının hastalığın yayılma hızını azalttığına yönelik bilimsel çalışmalar olduğu kadar,6 bunun etkili olmayacağını rapor eden yazarlar da vardır.4

Yaş ve Cinsiyet Özellikleri

Kesin tanı almış olguların %42’si 18-40 yaş arasında bulunuyor. Yaşlara göre genel dağılıma baktığımızda ileri yaştaki kişilerde bir yığılma dikkati çekiyor. Genel olarak şeker hastalığı, kalp ve böbrek yetmezliği gibi kronik hastalığı olanlarda, kanser tedavisi görenlerde, bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlarda ve ileri yaştaki kişilerde hastalık daha ağır seyretme eğiliminde oluyor. Ancak yine de hastaların %40’ı 55 yaşın altındaki kişilerden oluşuyor.7 Bu nedenle daha çok ileri yaştaki insanları etkiliyor gibi bir kanıya kapılmak yanlış olur. Diğer yandan ileri yaştaki kişilerde daha ağır seyrediyor ve sonuçları daha ağır oluyor.

Çocuklarda (18 yaş altı popülasyonda) tanı konulan hastaların tüm hastalara oranı %2,4 olarak rapor ediliyor.8 Belki de çocukluk çağında hastalık çok daha hafif seyrettiğinden gözden kaçan olgular daha çok olduğundan böyle bir istatistiksel sonuç çıkıyor olabilir. Bunun nedeni genel olarak, aşılama programlarının çoğunluk çocukluk çağında yapılıyor olmasına bağlanıyor. Virüsün hücre içine girmesini sağlayan hücresel mekanizmaların çocuklarda tam gelişmiş olmaması da çocukların doğal olarak korunmasını sağlıyor olabilir.8 Hasta annelerden çocuğa gebelik yoluyla virüsün bulaştığı gösterilememiştir.

Erkekler hastalığa kadınlardan daha çok yakalanıyor ve ölümle sonuçlanan olguların yaklaşık %60-70’i erkeklerden oluşuyor. Bunun nedeni için kronik hastalıkların ve tütün kullanma alışkanlığının erkeklerde daha çok olduğunu öne sürenler oldu. Ayrıca kadınlarda daha fazla olan östrojen hormonunun da bunda etkisi olabileceği öngörülüyor. Ancak büyük bir olasılıkla asıl nedenin bağışıklık sistemiyle ilgili genlerin daha çok cinsiyet kromozomu olan X kromozumunda yer alması olarak tahmin ediliyor.9 X kromozumu da kadınlarda iki adet olduğu halde erkeklerde bir adet bulunuyor.

Belirtiler

Virüsün vücuda girmesiyle belirtilerin başlaması arasında geçen süreye inkubasyon süresi denir ve COVID-19 için olguların çoğunluğunda 4-7 gün kadar olup, 2 ile 14 gün arasında değişebiliyor.10 Belirtileri arasında %80-90 olguda ateş, %60-70 öksürük,  %40-50 mide ve barsak yakınmaları, %30-40 koku alma bozukluğu ve %20 nefes darlığı görülüyor.11 Bunların tümünün görülmesi gerekmediği gibi, hemen hiç biri olmadan da hastalığın geçirilebileceği tahmin ediliyor. Örneğin olguların bir bölümü hiç ateş ve solunum yakınmaları olmaksızın sadece mide barsak belirtileriyle seyredebiliyor ve bu tip olgularda hastalık daha uzun seyredebiliyor.11 En önemli belirtiler ateş ve solunum güçlüğü olarak ortaya çıkıyor. Solunum sıkıntısı oluşmayan hastalar yaklaşık 1 hafta içinde hastalığı atlatıyor. Ateş kontrolü yapılamayan hastalarda iyileşme süresi 2 haftaya kadar uzayabiliyor.

Genel olarak klinik tablo 4 farklı şekilde görülebiliyor:10

  1. Hafif seyreden olgular; şikayetler belli belirsiz düzeyde ve kesinlikle solunum güçlüğü görülmüyor.
  2. Orta dereceli olgular; ateş yakınmaları var ve radyolojik olarak zatüre bulguları tespit edilebiliyor. Tüm olguların yaklaşık %80’i hafif ve orta grupta yer alıyor.
  • Ciddi seyreden olgular; solunum sayısı dakikada 30’un üzerinde ve istirahat halinde oksijen saturasysonu %93’ün altında bulunuyor, radyolojik olarak zatüre bulguları 1-2 gün içinde iki katından daha fazla kötüleşmiş oluyor. Tüm olguların yaklaşık %14’ü bu grupta yer alıyor.
  1. Kritik seyreden olgular; yoğun bakımda solunum cihazına ihtiyaç duyuluyor, şok tablosu ve yaygın organ yetmezliği tablosu oluşuyor. Neyse ki tüm olguların sadece %6’sı bu grupta yer alıyor.7

Olası Vaka Tanımı ve Konulması

T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından pek çok kez güncellenen olası vaka tanımı şu şekilde yapılıyor; ateş ile birlikte öksürük ve/veya solunum sıkıntısı bulunması veya Covid-19 tanısı almış bir hastayla temaslı olmak. Burada “yakın temaslı” veya “temaslı kişi” şeklinde iki farklı tanım söz konusu oluyor.

Yakın temaslı kişi tanımına göre korunmasız olarak;

  1. Kesin veya olası bir vakaya bakım sağlayanlar
  2. Hasta kişileri ziyaret edenler
  • Hasta kişilerle aynı okul ortamında bulunan öğrenci ve öğretmenler
  1. Hasta kişilerle cilt teması bulunan, tokalaşan kişiler
  2. Hasta kişilerin tükürük veya vücut salgılarıyla temas eden kişiler
  3. Hasta kişilerle kapalı bir ortamda 10-15 dakikadan daha uzun süreyle 1 metreden daha yakın bir mesafede yüz yüze kalanlar
  • Hasta kişilerle aynı uçakta veya otobüste iki sıra ön, arka veya yan tarafında bulunan yolcular
  • Hasta kişiyle aynı evde yaşayanlar
  1. Hasta kişiyle aynı ofiste çalışanlar

Temaslı kişi tanımına göre korunmasız olarak;

  1. Hasta kişilerle kapalı ortamda 1 metreden daha uzakta bulunanlar
  2. Hasta kişilerle 10 dakikadan daha kısa süre aynı ortamda bulunanlar
  • Hasta kişilerle kapalı bir ortamda 1 metreden yakın 10-15 dakikadan kısa sürede yüz yüze kalanlar

Yakınma ve belirtileriyle olası vaka tanımına giren kişilerin burun, boğaz veya alt solunum yollarından alınan salgılardan virüsün gösterilmesiyle (RT-PCR testi) tanı konabiliyor.10 Bu testin hassasiyeti hastalığın erken döneminde %70’e kadar düşebiliyor ve hasta olan herkeste pozitif sonuç vermeyebiliyor.3 Daha pratik olarak şüphelenilen hastaların akciğer filmleri veya bilgisayarlı tomografilerini değerlendirmek gerekiyor. Film sonuçlarına göre kesin tanı konulamasa da RT-PCR testiyle yüksek uyumluluk göstermesi12 nedeniyle salgın döneminde muhtemel hastalığa daha erken dönemde işaret edebiliyor.10 Virüse karşı savunma sistemimizin oluşturduğu erken spesifik antikorların (IgM) araştırılmasına yönelik serolojik testler de söz konusu ve belirtilerin başlamasını takip eden 3-5.günlerde pozitifleşebiliyor.10 Hastaların iyileşmesini takiben geriye dönük tanının konulması da geç dönem spesifik antikorların (IgG) araştırılmasıyla mümkün olabiliyor.10

Korunma

Hastalıktan korunmak için bireysel önlemlerin önemi olduğu kadar, bu önlemlere toplumsal olarak hep birlikte uymak da çok büyük önem taşıyor. Öncelikle tanı almış kişilerin izolasyonu ile tedavisi ve hasta kişilerle teması tespit edilen kişilerin izolasyonu hastalığın yayılma hızını kontrol edebilmek için çok önemli. Kesin vakalarla teması olanların izolasyonu öneriliyor. Olası vaka ile yakın teması olanların, olası vaka test sonuçları çıkana kadar izolasyonu gerekiyor. Test sonuçları negatif gelirse izolasyon kalkar. İzolasyon süresinin inkübasyon süresi nedeniyle en az 14 gün olması gerekiyor. Hastaların ve temasta bulundukları kişilerin tespiti filyasyon çalışmalarıyla yürütülüyor. Filyasyon ve izolasyon çalışmalarıyla salgındaki hastalık artış hızı kontrol edilebiliyor.13 Böylece ülkelerin salgınla mücadele edebilecek sağlık kurumları ve sağlık personeli kapasiteleri en verimli şekilde kullanılabiliyor, sağlık sistemi tıkanıp iflas etmiyor. Bu nedenle toplumun bireyleri olarak her birimiz sorumluluk bilinciyle bu amaca hep birlikte destek olmamız gerekiyor.

Korunma önlemlerini maddeler halinde özetleyecek olursak;14

  1. İzolasyon ve uygun hasta bakımı
  2. El hijyeni
  • Yüzey temizliği
  1. Atık yönetimi
Kişisel Korunma

Kişisel korunma yöntemleri olarak hasta ya da sağlıklı tüm kişilerin ağız ve burunlarını kapatan maske kullanması çok önemli hale geliyor. Hastaların tedavisiyle ilgilenen sağlık personelinin ise çok daha özellikli maskeler, gözlük ve siperlikler, özel önlükler kullanması gerekiyor. Hasta bireylerin kullandığı maskeler ile solunum yollarından tükürük ve salya zerreciklerinin etrafa yayılması engellenebiliyor. Böylece çevrenin enfekte edilmesini önlemekte çok etkili bir yöntem oluyor. Hasta kişilerin aksırık ve öksürükleriyle havaya yayılan damlacıklar içindeki virüsler 3 saate kadar havada asılı kalabiliyor. Daha sonra bu zerrecikler yer çekiminin etkisiyle çökerek etraftaki bütün yüzeylere bulaşıyor. Aksırık veya öksürüğün direkt başka birinin yüzümüze ulaşması ise gözlerimiz yoluyla hastalığı kapmamıza neden olabiliyor. Bunu önlemek için gözlük kullanmak koruyucu olabiliyor. Ayrıca kapalı ortamların sık sık havalandırılması da havadaki virüs yükünün temizlenmesi açısından çok büyük önem taşıyor.

Havada asılı kalan virüsler nefes alma sırasında sağlıklı kişilerin solunum yollarına ulaşabiliyor. Burada elbette vücuda giren virüs yükünün (virüs sayısının) de önemi büyük. Hastalığın bulaşabilmesi için oldukça yüksek sayıda virüsün solunum yollarımıza ulaşması gerekiyor. Bu nedenle kapalı ortamlarda hastalığı havadan kapmak, iyi havalandırılmış ortamlara veya açık havada bulunmaya göre oldukça yüksek ihtimal taşıyor.

Sosyal Mesafe

Ayrıca hasta bir kişiye ne kadar yakın bulunduğumuz ve ne kadar uzun süre bu yakınlıkta kaldığımız da önemli hale geliyor. Kişiler arasındaki mesafenin korunması sosyal mesafe olarak ifade ediliyor ki özellikle kapalı ortamlarda 1,5-2 metreden daha fazla olması gerekiyor. Pratik olarak hasta bireylerden ne kadar uzakta kalırsak, hastalığı kapma olasılığımız da o kadar az oluyor. Tabi ki bu aşamada sağlıklı kişilerin de maske kullanması solunum yollarımıza ulaşacak zerrecikleri önleyebiliyor ve virüs yükünü kullanılan maskenin özelliğine göre oldukça azaltılabiliyor.

Maske Seçimi

Toplumsal hayatta en basit haliyle ağız ve burunu kapatan bir maskenin kullanılması çok büyük önem taşıyor. Özellikle hasta kişilerin kullandıkları çeşitli tür kumaşlardan yapılan maskelerle çevrelerini enfekte etmeleri büyük ölçüde önlenebiliyor. Burada maske seçiminde mutlaka şu tür bir maske olmasına yönelik bir özellik yok. Yıkanabilen ve tekrar kullanılabilen maskelerin kullanılması bile çevrenin enfekte edilmesini önemli ölçüde etkili oluyor.

Sağlıklı kişilerin özellikle kapalı ortamlarda maske kullanması ve tercihan cerrahi maskeler, hatta temin edilebilirse filtrasyon özelliği yüksek olan özel tip maskelerin kullanılmasında fayda var. Burada son derece küçük boyutlu olan virüslerin tutulabilmesi için 3 mikrondan daha küçük partikülleri süzebilen maskeler önemli hale geliyor.

Hastaların tedavisiyle ilgilenen sağlık personelinin veya hasta bakımıyla ilgilenen yakınlarının mutlaka özellikli maskeler kullanması gerekiyor. Corona virüsü %95 oranında süzebilen N95 (FFP1), %97 oranında süzebilen N97 (FFP2) veya %99 oranında süzebilen N99 (FPP3) maskeleri bulunuyor. Özellikle sağlık personeli tarafından FFP2 veya FFP3 maskelerinin kullanılması önemli oluyor. Bu tür maskelerin etkili kullanım süreleri yaklaşık 8 saat süreyle devam ediyor. Bu sürenin sonunda değiştirilmeleri gerekiyor. Mali değerlerinin daha yüksek olması ve temin edilmelerinin çok kolay olmaması nedeniyle bu tür maskeler bir iki kereye kadar UV ışınlarıyla 15-30 dakika kadar steril edilerek tekrar kullanılmalarının uygun olduğuna dair çalışmalar yayımlanmıştır.25

El Temizliği

Hasta ve sağlıklı bireylerin maske kullanmaları ve sosyal mesafeye uymak da tek başına yeterli korunma sağlayamıyor. Hastalık enfekte yüzeylerden ellerimiz yoluyla ağız, burun veya gözlerimize taşınabiliyor. Bu nedenle ellerimizi ağız, burun ve gözlerimize sürmemek çok büyük önem taşıyor. Ellerimizde cilt bütünlüğünü bozan yara, bere gibi lezyonlar varsa virüsün buralardan da vücudumuza girmesi söz konusu olabiliyor. Böyle bir durumda temizliğinden emin olmadığınız yüzeylere dokunurken eldiven kullanmak faydalı olabiliyor. Virüsün biyolojik yapısı nedeniyle dış yüzeyini oluşturan yağlı zarf yapısı sabun ve deterjanla parçalanabiliyor. Bu nedenle kirlendiğini düşündükçe ellerimizi sabunla 20-30 saniye kadar ovuşturarak yıkamak, virüslerin bulaşabilme yeteneğini ortadan kaldırıyor. Elleri kurulamak için kişisel havlumuzu ya da kağıt havlular veya sıcak kuru hava akımları kullanılabilir. Tek başına sıcak kuru hava akınları ile el hijyeninin sağlanması söz konusu olmuyor.4 Ellerimizi sabunla yıkamanın dışında el temizleyici alkol bazlı ajanların da virüsün zarf yapısını bozduğu ve enfekte etme yeteneğini ortadan kaldırdığı biliniyor.

Yüzey Temizliği

Virüsler enfekte yüzeylerde günlerce bulaşıcılığını koruyabilecek sayıda ve nitelikte kalabiliyor.3 SARS-CoV2 için yapılan bir çalışmada virüs plastik ve çelik yüzeylerde 3 güne, karton yüzeyde 24 saate ve bakır yüzeyde 4 saate kadar canlı kalabiliyor.15 Ancak bu süreler boyunca virüsün bulaşıcılık potansiyelinin devam ettiği anlamına gelmiyor. Bulaşıcılık potansiyeli yaklaşık olarak havada asılı olarak 60-70 dakika, bakırda 45-50 dakika, kartonda 3-4 saat, çelikte 5-6 saat ve plastikte 6-7 saat gibi olduğu görülüyor.15 Bu nedenle dışarıdan eve getirilen ürünlerin içeri alınmadan önce birkaç saat ev sınırlarının dışında bekletilmesi bilimsel olarak yeterli görülüyor. Ürünlerin deterjan veya sabunlarla yıkanarak dezenfekte edilmesi çok da gerekli görülmüyor.

Yüzey temizliği için de sabun, deterjanlar, seyreltimiş çamaşır suyu faydalı olabiliyor. Ancak temizlik ajanı olarak sirke kullanımının parazitler için etkisi olsa da corona virüs için bir etkisi olmadığı biliniyor.

Virüs enfekte yüzeylerden dokunmakla taşınabiliyor ancak burada dokunma süresi ve yüzeylerin nem durumu da önemli oluyor. Kuru bir yüzeye kuru elimizle dokunmakla enfekte olabilmek için yaklaşık 10 sn temas süresi gerekiyor. Yani enfekte bir yüzeye 1-2 saniye dokunup elimizi çekmekle hemen enfekte olmuyoruz. Bu süre yüzeylerden biri nemli ise 5 saniye, her ikisi de nemli ise 3 saniyeye kadar kısalabiliyor.16 Ayrıca virüsün direkt güneş ışınları altında 30 dakikadan daha uzun süre bulaşıcılığını koruyamadığı biliniyor.

İlaçlarla Korunma

COVID-19 hastalığında bağırsak tutulumu varsa ishal ve karın ağrıları oluşuyor. Hastalık belirtisi olarak mide-bağırsak sistemi yakınmaları olmasa da tedavi için kullanılan ajanların yat etkisi olarak da bağırsak fonksiyonları bozulduğu için ishal gelişebilir. Bu gibi durumlarda bağırsak florasının korunabilmesi, yeniden yerine konulabilmesi için probiyotiklerin kullanılması faydalı oluyor.17

Yıllardır sıtma tedavisinde kullanılan ve halk arasında kinin olarak bilinen hidroksiklorokin molekülü aynı zamanda bazı eklem hastalıklarının tedavisinde de kullanılıyor. Kinin ilacının corona virüs enfeksiyonlarının tedavisinde etkili olduğu 2006 yılında gösterilmişti. COVID-19 hastalığı için tedavide kullanılabileceği onaylanan bu ilacın aynı zamanda çok küçük dozlarda (3 haftada bir 200 mg) kullanılmasıyla yüksek risk altındaki kişilerde koruyucu etkileri olabileceği öne sürülmektedir.18 Ancak bu ilacın koruyucu olarak alınması durumunda hastalığın tanısında gecikmelere neden olabileceği, hastalığa yakalanma durumunda da diğer ilaçlara karşı direnç oluşturabileceğine dair raporlar da bildirilmektedir. Bu tip ilaçla korunma için kendi başımıza davranmak yerine hekimlerden profesyonel yardım almakta fayda var.

Beslenme

Beslenme rejiminde vitaminler faydalı olabiliyor. Antioksidan bir madde olarak C vitamininin özellikle yüksek dozlarda damar içinden kullanılmasının ağır seyreden olgularda faydalı olacağı bildiriliyor.19 Buradan yola çıkan araştırmacılar günlük C20 ve D21 vitamini gibi besin takviyelerinin hastalıktan korunmada etkili olabileceğini öneriyor.

Dilimizdeki tat reseptörleri tarafından acı olarak tanımlanabilen kahve, çay, acı tadı olan sebzeler gibi besinlerin yenilmesi veya içilmesinin COVID-19 hastalığından korunmada faydalı olabileceğine yönelik çalışmalar bulunmaktadır.22

Hastalar ağız yoluyla beslenemiyorsa burundan geçip mideye uzanan beslenme tüpleri yoluyla beslenmelerine devam edilmesi bağırsak florası için önemli oluyor. Bağırsak emilimi bozulan olgularda daha özel beslenme solüsyonlarının seçilmesi gerekiyor.17 Ağız ve mide yoluyla beslenemeyen olgularda damardan serumlarla beslenme seçeneği kullanılmalıdır.

Virüslü yüzeylerin temizlenmesinde ve el hijyeninin sağlanması için %70’in üzerindeki yoğunlukta alkol etkili olsa da, alkol içmek ağız ve boğaz hijyeni sağlamıyor, virüse yakalanmayı azaltmayacağı gibi, bağışıklık sisteminizi etkileyebileceğinden zararlı dahi olabiliyor.4

Özellikte genç yaşlardaki obezitenin COVID-19 hastalığının seyrini kötüleştirdiği, tedaviye direnci artırdığı, morbiditeyi artırdığı bildiriliyor.23 Belki de tek başına obezitenin kronik inflamasyona (dokularda iltihaplanma reaksiyonu) neden olmasının yanında, şeker hastalığı için oluşturduğu zemin de hastalığın seyrinde etkili olabiliyor.

Çevre Koşulları

En iyi korunma yöntemlerinden beri izolasyon olarak ortaya çıkıyor. Hasta kişilerden mümkün olduğunca uzak kalmak hastalığa yakalanma olasılığımızı azalttığı gibi, toplumsal olarak hastalığın yayılmasını da önlemesi açısından çok önemli oluyor. Sanıldığı gibi 25 derecenin üzerindeki hava sıcaklığının veya güneşlenmenin hastalığa yakalanmayı engelleyeceği kanıtlanmış doğru bilgiler değildir. Tam bunun aksine soğuk hava ve aşırı kış koşulları da virüsün yayılma hızını ve hastalığın bulaşmasını etkilemiyor. Sıcak su ile duş almak, hamam veya saunaya gitmek de hastalığın ne tedavisinde etkili ne de bulaşıcılığını azaltıyor.4

Aşı

Covid-19 için henüz spesifik bir aşı bulunmuş değil. Ancak son günlerde yapılan araştırmalara göre dünyadaki 178 ülkeden alınan veriler göre karşılaştırıldığında verem aşısının (BCG) yaygın olarak uygulandığı ülkelerde diğerlerine göre COVID-19 hastalığının görülme oranları daha az. Ayrıca çocukluk çağlarında yapılan BCG aşısıyla ölüm oranlarının 10 kat daha düşük olduğu bildiriliyor.24 Bu çalışmaya göre çocukluk döneminde yapılmış BCG ile genel olarak bağışıklık sistemi (immunite) daha güçlü olabiliyor ve en azından COVID-19 hastalığı daha hafif geçiriliyor olabilir.

Bunun dışında mevsimsel grip aşılarının tabi ki COVID-19 için bir koruyuculuğu yok ancak diğer grip türlerine yakalanma ihtimalimizi azaltabiliyor olması ile vücut direncimiz açısından faydalı olabileceği ön görülüyor.

Leave a Comment