Analiz

İklim Değişikliğinin COVID-19 İle Mücadeleye Etkisi

İklim Değişikliği ve COVID-19

İklim Değişikliğinin COVID-19 İle Mücadeleye Etkisi

Yazar: Emre Bayraktar

2019 yılının sonlarında ortaya çıkan yeni tip koronavirüs pandemisi (COVID-19) 180’den fazla ülkede 3 milyondan fazla kişiyi etkileyerek dünya çapında bir tehdit haline dönüşmüştür. COVID-19 pandemisi günlük yaşam tarzımızı değiştirmiş, ülkelerin sağlık sistemlerini ve ekonomilerini olumsuz yönde ve daha önce deneyimlemediğimiz bir şekilde etkilemiştir. Bu durumun dünya çapında bir salgın haline dönüşen birinci dalganın sona ermesine ve bir aşının bulunmasına kadar devam edeceği düşünülmektedir. Bununla beraber ülkeler, sadece salgınla değil aynı zamanda bölgesel veya küresel krize dönüşebilecek birçok muhtemel tehditle de mücadele etmeye çalışmaktadırlar.

Bu tehditlerin en başında ise iklim değişikliğinden kaynaklı meydana gelen doğa olayları gelmektedir. Zira dünyanın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan ve iklim değişikliği sebebiyle normalden daha şiddetli geçen doğal afetlerin COVID-19 ile mücadele faaliyetlerini ve aynı zamanda gelecekteki muhtemel diğer salgınlarla mücadeleyi aksatması muhtemeldir. Bu durumda, sadece salgınlarla mücadele faaliyetlerinin aksamasıyla değil, aynı zamanda COVID-19 pandemisi sırasında da deneyimlediğimiz üzere, salgınla mücadelede zayıf veya etkisiz kalınması halinde ortaya çıkan ekonomik sonuçlarla da karşılaşmamız söz konusu olacaktır. Nitekim, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres iklim değişikliği sebebiyle Afrika kıtasının COVID-19 pandemisinden en yüksek derecede etkilenebileceğini belirtmiştir (Secretary-General’s remarks at virtual meeting with the African Group at the United Nations, 2020). Bu nedenle, iklim değişikliği ile salgın hastalıkların beraber oluşturacağı gelecekteki birleşik risklere karşı ülkelerin şimdiden aksiyon alması gerekmektedir.

Muhtemel Riskler

İklim Değişikliği Fiji Kasırgası

COVID-19 pandemisinin ortaya çıkmasından kısa bir süre sonra, dünyanın çeşitli bölgelerinde iklim değişikliğinden dolayı daha şiddetli geçen bir takım doğal afetler yaşanmış ve bu doğal afetlerin COVID-19’a karşı yürütülen hassas mücadeleye zarar verdiği görülmüştür. Nitekim, COVID-19 pandemisinin ortaya çıkmasından sonra Fiji’yi 5. kategoride tropikal kasırga vurmuş ve bu kasırga sadece Fiji’yi değil aynı zamanda Vanuatu, Solomon Adaları ve Tonga’yı da etkileyerek zaten ekonomik durumları çok iyi olmayan bu ada ülkelerinin COVID-19’a karşı önlemlerin alınmasını yavaşlatmıştır (Tropical Cyclone Harold challenges disaster and public health management by World Meteorological Organization, 2020). Aynı şekilde, Amerika Birleşik Devletleri’nin körfez bölgesi de şiddetli kasırgalardan etkilenmiş ve aksayan sağlık sistemi nedeniyle Louisiana eyaletinin COVID-19 ölümlerinin bölgesel merkezi haline gelmesine neden olmuştur. COVID-19 ile mücadelede hijyen oldukça önemli olmasına rağmen, Zimbabve’de ortaya çıkan şiddetli kuraklık sebebiyle milyonlarca insanın temiz suya ulaşımı engellenmiş (Zimbabwe famine early warning systems network, 2020) ve Güney Afrika’da meydana gelen sellerle mücadele sırasında sosyal mesafe kuralına uyulması imkânsız hale gelmiştir.

Bununla beraber, önümüzdeki yılın sıcaklık rekoru kırması beklenmektedir (State of the Climate: Global Climate Report for March 2020 by NOAA, 2020). Geçtiğimiz dönemlerde aşırı sıcaklar sebebiyle Amerika Birleşik Devletleri’nin güneybatı bölgesinde ve özellikle Florida eyaletinde kronik hastalığa sahip insanların ölüm oranını yükselttiği, ayrıca elektrik sistemlerinin zarar görerek hastane ve acil servis gibi yerlerdeki hizmetlerin aksamasına neden olduğu görülmüştür. Ayrıca yine daha önce Avustralya ve Amerika Birleşik Devletleri’nin doğusunda ortaya çıkan orman yangınları sebebiyle bu ülkelerdeki sağlık sistemleri ve ekonomileri olumsuz etkilenmiştir. Tüm bu etkenler dikkate alındığında, iklim değişikliğinin önlenmesine yönelik ve aynı zamanda doğal afetler sırasında sağlık hizmetinin aksamamasına yönelik politikalar ve önlemler alınmaması halinde özellikle COVID-19 ve benzeri pandemiler sırasında yüksek risk grubunda bulunan yaşlılar, kronik rahatsızlığı bulunanlar, maddi durumu düşük insanlar, engelliler, sığınmacılar gibi hassas grupta bulunan insanlar başta olmak üzere tüm insanların büyük bir tehdit karşılaşma olasılığının bulunduğu açıktır.

Alınması Gereken Önlemler

COVID-19 pandemisinde olduğu gibi, ülkeler acil durumlar karşısında bu tehdide karşı mücadele önlemleri alırlarken ölü sayısını en aza indirmek için aynı zamanda önlenemez iklimsel felaketlere karşı da gerekli tedbirleri almaları ve buna yönelik politikalarını şimdiden belirlemeleri gerekmektedir (Carlson ve diğerleri, 2020). Nitekim, Amerika Birleşik Devletleri’nde Federal Acil Durum Yönetim Kurumu (Federal Emergency Management Agency – FEMA), COVID-19 ile mücadelenin koordinasyonuna yönelik hazırlayacağı planda aynı zamanda devam eden aşırı meteorolojik ve iklimsel felaketleri de dikkate alarak bir yol haritası hazırlanacağını açıklamıştır (Phillips ve diğerleri, 2020). Zira, ülkelerin bu yönde bir hazırlıkları olmaması halinde, mücadele faaliyetleri sırasında kurumlar arası görev çatışması olmakta ve bu durum mücadele faaliyetlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Örneğin; bahar aylarında Amerika Birleşik Devletleri’nin batı kıyılarında meydana gelen sel felaketi sırasında halka COVID-19 pandemisi nedeniyle evlerinde kalmaları ikaz edilmiş olmakla beraber, yerel yönetim sel felaketi sebebiyle halkın evlerinden çıkarak ortak acil durum alanlarında toplanmasını istemiştir (Dahl, 2020). Bu gibi koordinasyonsuzluklar hem doğal afetle mücadele faaliyetlerini hem de salgın hastalıkla mücadele faaliyetlerini zayıflatmaktadır.

Bu anlamda, pandemilere karşı mücadelerle ilgili olarak iklim değişiklikleri adaptasyonuna yönelik uzun dönemi kapsayan bir strateji hazırlanması gerekmektedir, zira COVID-19 pandemisi küresel anlamda insanlığı tehdit eden ne ilk ne de son salgın hastalık olacaktır (Di Marco ve diğerleri, 2020). Nitekim, COVID-19 gibi küresel çapta bir salgına dönüşmediği için dikkatimizi çekmemiş olsa da, Zika virüsü salgını sırasında Porto Riko Zika virüsüyle mücadele ederken aynı zamanda ortaya çıkan Maria kasırgasıyla da mücadele etmeye çalışmıştır. Dolayısıyla, daha önce bu yönde tecrübeler yaşanmasına rağmen, COVID-19 sırasında yukarıda da belirtildiği üzere, ülkelerin hala hem bir salgın hastalıkla hem de iklim değişikliğinden kaynak bir doğal afetle mücadele kapasitesi ve koordinasyonu yeterli değildir. Bu anlamda yapılması gereken ilk iş, mevcut yönetimsel kuralları ve kurumların yapılarını birbirleriyle uyumlu hale getirerek bu gibi durumlarda görev çatışması yaşanmaması sağlanmalıdır. Bu yönde bir düzenleme yapılırken ise sektörler arası risk analizleri yapılarak özel sektör de dikkate alınmalı ve özellikle bu gibi acil durumlarda yiyecek, enerji, su ve sağlık hizmetleri arasındaki zincirin kopmamasını sağlayacak bir strateji belirlenmelidir.

Bununla beraber, ne bir pandemi ile ne de iklim değişikliklerinden kaynaklı şiddeti artarak gerçekleşen doğal afetlerle ülkelerin tek başlarına mücadele etmesi mümkündür. Nitekim, küresel çapta bir etkisi olan bu gibi olaylarla mücadelenin de kıüresel çapta olması gerekmektedir. Bu nedenle, global anlamda ülkelerarası bir iş birliğinin oluşturulması oldukça önemlidir. Kaldı ki, bu durum uluslararası anlaşmalarda da belirtilmiş durumdadır. Zira 1966 tarihli Ekonomi, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi ülkeleri, pandemileri önlemek için gerekli olan tedbirler de dahil olmak üzere, insanların sağlık haklarını koruma ve güvence altına almak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü kılmıştır. Yine Paris Anlaşması ile ülkeler sağlık hakkıyla iklim değişikliğinin ilintili olduğu belirtilmiş ve ülkeler iklim değişikliğini önlemek için gerekli tedbirleri alacaklarını beyan etmişlerdir. Bu anlamda, bu gibi acil durumlarda devreye girecek uluslararası bir topluluk kurularak, bu topluluk tarafından bilimsel veriler gözetilerek belirlenecek ortak bir strateji ülkelere tavsiye edilebilir, ülkeler yerel mevzuatlarını bu ortak stratejiye uygun hale getirmek için gerekli tedbirleri alabilir ve aynı zamanda pandemi ve doğal afetlerle karşılaşan ülkelere yönelik yiyecek, ilaç, su başta olmak üzere insani yardım ile teknik personel desteği sağlanabilir. Böylece, ortaya çıkmasına ve yayılmasına hepimizin belirli bir ölçüde neden olduğumuz pandemi ve iklim değişikliği kaynaklı doğal afetlerle mücadelede yine hepimizin belirli bir ölçüde katkısı sağlanabilir.

Leave a Comment